Hadis'e Göre Boşanmak İsteyen Kadına Cennet Kokusu Haram mıdır?

Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ciddi bir sebep olmadan, kocasından hul' yoluyla boşanan kadın, cennetin kokusunu alamaz."[Tirmizî,Talâk 11, (1186, 1187); Ebû Dâvud, Talâk 18, (2226); Nesâî, Talâk 34, (6, 168)].
Ebû Dâvud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Hangi kadın zevcesinden boşanma taleb ederse..."
Ebû Hüreyre'nin Nesâî'de gelen bir rivayetinde: "Kocasından hul' suretiyle boşanan kadınlar (günahça) münâfıklar gibidir." buyurulmuştur.
AÇIKLAMA:
1. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):  اَبْغََضُ الْحََلِ اِلَى اللّهِ الطََّقُ "Allah'ın en çok nefret ettiği helâl, boşanmadır." buyurmuştur. Evet dinimiz, Hristiyanlığın aksine, boşanmayı helâl ve meşru kılmıştır. Ama tecviz etmemiştir.
Karı ve koca her iki taraf, birbirlerinde gördükleri hoşlarına gitmeyen hususlara sabrederek basit şeylerden boşanmaya tevessül etmemeleri gerekir.
Bu meselede kadınlar daha hissî, daha aceleci, daha çabuk boşanma yolları arayabilecekleri için, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onları zikrederek meselenin kerâhetine parmak basmaktadır.
Hul', kadının teklifi üzerine vukua gelen boşanma olduğu için, Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm) burada kadını mevzubahis etmiştir. Sebepsiz kadın boşayan erkeklerin durumu farklı olmamalıdır.
2. Hadis, muhâlaa (kocasına bir bedel ödeme) suretiyle boşanan kadınları bu işten zecretmek maksadıyla mübâlağalı bir üslubla gelmiştir. Bu durumdaki kadınların cennete girmeyeceği hükmü çıkarılmaz.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/bosanmak-isteyen-kadina-cennet-kokusu-haram-midir-bu-soz-hadis-midir-0

İslâm’da Kadın ve Günümüz Toplumundaki Yeri | İsmailağa Câmiası

Bütün insanlığın ilk görevi, yaratılış gayesini bilerek fıtratına uygun yaşamasıdır. Cenab-ı Hak, insanı bir fıtrat üzere yaratmış ve onu korumakla sorumlu kılmıştır. Bu fıtratı bozmayı ve yaratılış gayesini unutturmayı hedef edinen şeytan ve toplumun şeytanlaşmış aktörleri insanın yakasını bırakmamayı kendilerine görev bilmişlerdir.
Bu karmaşadan kadın da nasibini almış, modern akımların çok yönlü bir araç olarak kullandıkları bir silah haline getirilmiştir.
Biz bu yazımızda, kadının yalnızca sosyal topluma karışması, göz ve beden aşinalığı olacak düzeyde yabancı (mahrem olmayan) erkeklerle aynı ortamlarda bulunmasını değerlendireceğiz.
İslam, kadının sosyal toplum ile ilişki kurabileceği ve kadınlık/annelik görevinin ötesinde evi dışında bulunabileceği muhtemel mekânları ilim halkaları, cami ve gerektiğinde savaş cephesi olarak belirlemiştir.
Allah Resulü (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), kadının gerekli eğitimi alması ve toplumu oluşturacak insanı yetiştiren annenin dini ve fikri gelişimini sağlaması için kadınları teşvik etmiştir.
O, kadınlara bayram namazlarına gelmelerini emrederek, toplumun ıslahı için gerekli olan kıymetli sohbetlerden geri kalmamalarını istemiştir.[1]
Yine Resulullah (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)Efendimiz, ilimden habersiz olmamaları, vahyin terbiyesiyle hayatlarına yön vermeleri için cami cemaatine tam tesettürlü olarak gelmelerine izin vermiştir. Onların eşleri ve ebeveynlerinden kendilerine engel olmamalarını ve izin vermelerini de emir buyurmuştur.[2]
Kadınlar, Allah Resulü (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’nün izniyle cephede de görev almış, tabiat ve fıtratına uygun işlerde Allah’ın emir ve nehiylerine uyarak görev ifa etmişlerdir. Nitekim Muavviz kızı Rubeyyi’: Allah Resulü (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte gazvede olduklarını, kendisi ve hanım arkadaşlarıyla beraber askerlerin su, sargı malzemeleri vb. ihtiyaçları giderdiklerini, yaralı ve şehitlerle ilgilenerek gerekli tedavi ve sevk işleriyle meşgul oluklarını anlatmıştır.[3]
Peygamberimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)“Ümmetimin denizaşırı ilk gazvesini yapacak kişilere, bu amelleri sebebiyle cennet vacip olacaktır.” buyurmuştur. Ümmü Haram validemizin “ben de o kişilerin içinde olacak mıyım?” sorusuna; “ sen de onların içindesin “şeklinde cevap vermiştir.[4]
Bir hadis-i şerifte “Allah’ın kadın kullarını mescitlerden engellemeyiniz.“[5], bir diğerinde ise; “kadınlara geceleyin mescitlere (gitme konusunda) izin veriniz”[6] buyurulmaktadır.

Bir de bu durumun aksi varid olan rivayetlerden örnekler verelim:

Hafız İbn-i Hacer, Fethu’l – Bari de İmam Ahmed ve Taberani’ye isnatla rivayet ettiği bir hadisede Ümmü Humeyd es-Saidiyye isimli bir kadın Peygamber (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)Efendimize gelerek arkasında namaz kılmayı sevdiğini söyler. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) de ona: “ Senin benimle namaz kılmayı sevdiğini muhakkak biliyorum. (Ne var ki) senin odanda kıldığın namaz hücrende kıldığından, hücrende kıldığın meskeninde kıldığından, meskeninde kıldığın mahalle mescidinde kıldığından, mahalle mescidinde kıldığın da benim mescidimde kıldığın namazdan daha hayırlıdır” buyurmuştur.[7]
Diğer bir rivayette de şöyle buyuruyor: “Kadınların mescitlerinin en hayırlıları odalarının derinlikleridir.” [8]
Hazreti Aişe validemizin şu sözü çok manidardır: “Şayet Resulullah (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz kadınların kendisinden sonra düşmüş oldukları duruma yetişip bunu görseydi, elbette onları Beni İsrail’in kadınlarının men oldukları gibi mescitlere gitmekten men ederdi.” [9]

Yukarıda bir kısmı zikredilen delillerden şu sonuç çıkmaktadır:

a- Peygamber Efendimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) döneminde kadınların mescide gelip namaz kıldıklarına dair rivayetlerin bulunduğu bir hakikattir. Ancak, sahabe kadınlarının tesettüre ve mahremiyete ne denli uyduklarını, hangi kıyafetlerle cemaate iştirak ettiklerini de belirtmek gerekir.
O dönemde sabah namazı gecenin karanlığında kılınır ve kadınlar bu karanlık içinde tanınmazdı.[10] Ayrıca Peygamberimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), kadınların dağılması için sahabesiyle bekler, daha sonra kalkar ve dağılırlardı.[11] Şimdi bu uygulamanın günümüz mescitlerinde uygulanabilir olduğunu söylemek mümkün müdür?
b- O dönemde erkek ve kadınların mescide giriş ve çıkış kapıları da ayrılmıştı.
Peygamber (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)Efendimiz bir keresinde “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsak (nasıl olur)” buyurdular. Bu sözden sonra İbn-i Ömer (Radıyallahu Anh)‘in kadınlara tahsis edilen bu kapıdan ölünceye kadar tek bir kez girdiği görülmemiştir.[12] Başka bir rivayette ise Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) insanları kadınların girdiği kapıdan girmeye alıkoyuyordu.[13]
Bu günkü mescitler de görülen manzara ile şu rivayetlerin farkını görmemek mümkün değildir.
Günümüz şartlarında erkeğin ilgisini çeken “koku sürünmek, tesettüre uymamak, aynı kapıdan girmek, erkeklerin görebileceği mekânlarda kılmak” gibi yanlış durumlara düşen hanımların camilere teşvik edilmesi doğru değildir. Ayrıca hanımların camilere gitmelerini gerektirecek ne dini, ne mantıki ne de toplumsal hiçbir gerekçe yoktur.

Kadın Erkek Eşit mi?

Beden yapısından ses tonuna, duygu dünyasından düşünce âlemine, sahip olduğu güçten suret ve şekline kadar birçok noktada erkekten farklı olan kadının sosyal hayatta kendisine yüklenen görev açısından erkekle eşit olması asla mümkün değildir. O halde günümüzdeki kadın erkek eşitliği konusundaki bir takım söylemler ancak ve ancak modern ve çağdaş olduğunu iddia eden dinsizlerin kadını asli fıtratından çevirmeye yönelik teşebbüslerinin bir sonucudur. Zira şuur sahibi varlıklar şöyle dursun evrendeki bütün cisimler dahi, kendilerine çizilen çizginin dışına çıkmadıkları ortadadır.
Eşitlik adı altında verme yerine yaptığı her şeyin karşılığını alma, paylaşma yerine bencilliği kardeşlik yerine çatışmayı, şefkat yerine öfkeyi, sevgi yerine nefreti öne çıkaran bir medeniyetin, aileyi yaşatması ve ayakta tutması imkânsızdır.
Karı – koca olmayı profesyonel birer meslekmiş gibi algılayan, daha evlenmeden oturup haklarını konuşan ve hukuku devreye sokarak özgürlüğünü ve mal varlığını güvence altına almaya çalışan kız ve erkekten nasıl sıcak bir yuva oluşabilir. Kısaca evini unutan, eşini değil işini önceleyen aile fertlerinden İslam medeniyeti gelişme kaydedebilir mi?
Erkek açısından evleneceği kızın güzel olması, aile bütçesine katkı yapacak bir işinin bulunması, kız için de evleneceği erkeğin yakışıklı, iyi bir gelir düzeyine sahip, yüksek makam, kariyer, geniş bir ev, lüks ev eşyası, otomobil gibi dünya nimetlerine sahip olması en öncelikli istekler olmuştur.
Kadın problemini dile getirenler, haklarını savunduklarını iddia edenler, kadının bütün kayıtlardan sıyrılmasını, tamamen serbest kalmasını savunurlar. Fakat kadının faziletinden, bu faziletin korunmasından bahsetmezler. Kadının açık gezmesine, içki, kumar ve eğlence âlemlerine katılıp burada yabancı erkeklerle iç içe olmalarına göz yumarlar.
Batıda kadın çarşıya, sokağa düştü, fabrikalara barlara gitti, rızkını aramaktadır. Kadın ticaret için istismar edildi, para için kadınlığı, kişiliği pazara çıkarıldı. İzzet-i nefsi, muhteremliği yok edildi. O şimdi hür bir köledir. Cahiliye dönemindeki gibi evlerde hizmet için değil, ticaret hanelerde çalıştırılmak için satılmaktadır. Bir kadın olarak en kıymetli varlığı olan şerefini eşya gibi diğer eşyaların yanında arz etmektedir. İşte Mü’min ve tesettürlü hanımların da çekilmek istendiği son durak burasıdır.

Kadının Asli Görevi

Kadına dört büyük vazife verilmiştir ki bu konuda kendisiyle kimse yarışamaz: hamile kalmak, doğum yapmak, çocuk emzirmek ve terbiye etmek.
Kadının bunları başarabilmesi için ağır ve yorucu işlerde yıpranmaması gerekir. Zira çocuğun ruhi kabiliyetleri için anne hayatının etkisi çok büyüktür. İş hayatına atılmış bir kadının bunca işleri yapmasına imkân var mıdır? Uzun yetişme döneminde çocuğa anasından daha özenle kim bakabilir. Şu kesindir ki yavruya anasından daha samimi bir sevgili bulunamaz. Gerektiği kadar merhamet eden kimse olmaz. Serbest hayata, iş ve memuriyete atılan anne ise çocuğuna bu titizliği gösteremez. Bu çocuklar ya başıboş büyür veya dadı ve eğitmenlerin elinde his oyuncakları olurlar.
Bir kadının memuriyet ve iş hayatına atılmasının büyük bir ekonomik yararı da yoktur. Zira kazandığı para; ev işleri ve çocuk bakımı, ayrıca daima dışarıda, insanlar arasında bulunacağından giyimi, saç, tırnak cilt bakımı için yapacağı masraflara bile yetişemeyecektir.
Kadın İdareci Memur İşçi Olabilir mi?
Allah (celle celalühü), evin idaresi gibi sorumlulukları erkeğe yüklediği gibi ailenin geçimini temin etme görevinden de yine erkeği sorumlu tutmuştur.
Kadının, analık vazifesini aksatmadan ve İslam’ın kalın çizgilerle çerçevesini çizdiği mahremiyet esaslarını çiğnemeden ilim öğrenmesi veya İslam’ın izin verdiği işlerle meşgul olmasında elbette bir sakınca yoktur.
Kadının, devletin muhtelif birimlerinde yetkili kılınmasını bu bağlamda ele aldığımızda İslam’a göre bunun caiz olmadığı ortadadır. Nitekim Resulullah (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)Efendimiz İran kisrasının kızı (Boran) devlet reisliğine getirildiğini duyunca şöyle buyurmuştur: “İşlerini kadına tevdi eden bir millet asla felah bulamaz.” [14]
Hazeti Peygamber, (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)bir başka hadis-i şerifinin son bölümünde şöyle buyurmaktadır: “……… Fakat reisleriniz en kötüleriniz, zenginlerinizde cimrileriniz olur ve işleriniz kadınlarınızın emir ve havalisinde bulununca o zaman yerin altı, sizin için yerin üstünden daha hayırlıdır.”[15]
Kur’an-i Kerim, geçmiş ümmetlerin yaptıkları bir takım yanlışlar sebebiyle yaşanan helak hadiseleri ile doludur.
Ben-i İsrail’in kadınların açıklığı sebebiyle helak olduğunu anlatan rivayetler[16] konumuza örnek olarak zikredilebilir. Kadınlarının Allah’ın tayin ettiği çizginin dışına çıkması sebebiyle helak olan ben-i İsrail, bizim içinde bir ibret vesikası olmalıdır.
Düşününüz… İslam tarihini anlatan rivayet ve kaynaklar içinde Hazreti Peygamberin (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) bir tek kadını devlet işlerinde görevlendirdiği vaki midir?
Kendilerinin yoluna uymakla emrolunduğumuz hulefa-i raşidinden birisi dahi bunu yapmış mıdır?
Allah’ın kendilerinden razı olduğu ve onlarında Allah’tan razı olduğu sahabe ve tabiun[17] böyle bir işe kalkışmış mıdır?
Olaya tarihi köklerimiz açısından baktığımızda ecdadımızın böyle bir uygulamaya yeltenmediklerini görüyoruz.
Kuran-i Hâkim, annelerimiz olarak nitelediği[18] peygamber hanımlarından bir şey istediğinde perde arkasından istenmesini emir buyurmuştur. Hikmet olarak ta “Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır”[19] buyurmaktadır.
Annelerimiz mesabesindeki hanımlarla dahi yüz yüze konuşmamıza geçit vermeyen Kuran-i Kerim’in hiçbir şekilde mahremiyet bağımızın bulunmadığı bayanlarla bir ortamda ders, konferans, seminer veya işte beraber olma faaliyetleri icra etmemize onay vermesi mümkün değildir.
Allah Resulü (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), odasına gelen âmâ sahabi Abdullah İbn-ü Mektun’dan bile gizlenmelerini istediği hanımlarının “Ya Resulullah! O bir âmâ değil midir? Bizi görmez ve tanımaz” diye sormalarına karşın “siz de kör müsünüz, siz onu görmüyor musunuz” buyurmuşken[20] bizim bu çizgileri yok saymamız nasıl düşünülebilir.
Aziz mü’minler! Kadın erkek arasındaki hukukun korunması ve herhangi bir zulmün ve belanın yaşanmaması, Allah’ın her iki cinse çizdiği çerçevenin dışına çıkmamakla mümkündür. Aksi ise belaya ve helaka açık bir davetiye olur.
İslam’a duyarlı idarecilerimizden bir Müslüman olarak ricamız; güçlerinin yettiği ölçüde bu ikazlara kulak vermeleri, bela ve musibetler kapımızı çalmadan bu felaket gidişe engel olmalarıdır.
Selam ve dua ile…
Dipnotlar

[1] Fethu’l-Müslim bi Şerh-i Sahihi İmami’l-Müslim, 111/366
[2] Aynı eser, 11/258
[3] Muhtasaru’l-Buhari 53/1245
[4] Aynı eser 53/1260
[5] Muvatta, Kitabü’l-Kıble No 674
[6] Buhari, Kitabu’l-Cumua, 899
[7] Ahmed ibni Hanbel Müsned No:27090
[8] A.g.e, VI/297. Teberani, el-Mücemü’l-Kebir.
[9] Buhari, 869
[10] Buhari, 687
[11] Buhari, 866
[12] Ebu Davud, Kitabu’s-Salat 458
[13] A.g.e. Kitabu’s-Salat 460
[14] Buhari c5. S.136 Tirmizi, Nesei, Ahmet b. Hanbel
[15] et – TAC, c. 5, S. 344.
[16] Buhari. Kitabü’l-Enbiya 3281
[17] Tevbe Suresi, 100
[18] Ahzab Suresi, 6
[19] Ahzab Suresi, 53
[20] Müslim, Kitabu’t-Talâk 1480

KAYNAK: ismailaga.org.tr/islamda-kadin-ve-gunumuz-toplumundaki-yeri

Peygamberimizin (asm) Seksenlik Bir Kadını Ortadan İkiye Ayırıp Kafasını Keserek Dolaştırması Doğru mudur?

Soru Detayı: 
Ümmü Kırfe adlı müşrik kafir kadının bir bacağını bir deveye, diğer bacağını diğer deveye bağlayıp develeri koşturmuş ve 80 yaşındaki melun kafir müşrik kadını ortadan ikiye ayırmakla ona gereken cevabı vermiştir. Çok şükür ibret olsun diye de kadının kafasını kesip günlerce şehirde ibret olsun diye gezdirtmiştir. (Vâkıdî, II, 564)
Cevap:
Öncelikle şunu unutmamalıyız ki, İslam dininde kesin olarak bilinen prensibe göre, savaşlarda ibadetle meşgul olanların, yaşlıların, savaşmayan sivillerin, özellikle çocukların ve  kadınların öldürülmesi yasaktır, günahtır. (bk. Buhari, 2792; Müslim, 1731,3280; İbn Hanbel, 17158; Ebu Davud, 2613, 2669; Beyhaki, es-Sünenu’l-kübra, 17934; Tahavi, Şerhu maani’l-âsar, 3/221)
Buna göre, Hz. Peygamber’in çocukların, kadınların ve yaşlıların öldürülmesini asla tasvip etmediğini bilen Zeyd b. Harise’nin böyle bir emir vermesi mümkün görünmemektedir. Ṣaḥîḥ-i Müslim’deki rivayette (Cihâd, 14) Ümmü Kırfe’nin esir alındığı belirtilmekle beraber katledildiğine dair bir bilgi mevcut değildir.
Şimdi, soruda geçen rivayetin tahlilini bir kaç madde halinde yapacağız:
a) Sorudaki kaynak Vakıdi’ye aittir. (bk. el-Megazi, 2/564-565) Bu zat, Buhari, Müslim, Nesai, İbn Hanbel, Hakim, Zehebi ve diğer hadis otoriteleri tarafından yalancılıkla itham edilmiş, oldukça zayıf  ve metruku’l-hadisolarak kabul edilmiştir. (bk. el-Mizzi/Tehzibu’l-Kemal, Muhakkik Beşşar Avvad Maruf’un taliki, 26/193-195; Nevevi/el-Mecmu, 1/114)
b) Bu rivayet ayrıca sahih değildir. Farklı rivayet şekillerinde birbiriyle çelişen bilgilere yer verilmiştir.
Mesela: Vakidi’de bu olayın, Hz. Peygamber (asm)’in hayatında cereyan ettiği bildirilmiştir. Buna mukabil, Beyhaki, Darekutni, İbn Hişam sireti, el-Bidaye ve’n-Nihaye’de bu olay Hz. Ebubekir’in hilafetinde vuku bulmuştur. Kendisi dinden döndüğü için öldürüldüğü bilgisine yer verilmiştir.
c) Bu rivayetlerin hepsinin senetlerinde zaaf vardır, inkıta vardır. Bazıları senetsizdir. (bk. İbn Receb, Camiu’l-Ulumi ve’l-hikem, 1/387)
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/seksenlik-bir-kadinin-ortadan-ikiye-ayrilip-kafasi-kesilerek-dolastirilmasi-dogru-mu

Kadının Nefesi Erkeğe Erişmesi İnsanı İhtiyarlatır, Ne Demektir?

Soru detayı: Bir kaynakta “kadının nefesi erkeğe erişmesi insanı ihtiyarlar” şeklinde ibare gördüm. Sahih midir? Sahihse nasıl anlamalıyız?
Bir kaynakta “Beş şey, kişiyi ihtiyarlatıp çöktürür:
1. Borcu çok olmak.
2. Gamı, kederi çok olmak.
3. Kadının nefesi erkeğe erişmek.
4. Çok koku sürünmek.
5. Çok balgam gelmek. (M. Ç. Yar-i Güzin)”
şeklinde bir hadis gördüm. Bu hadis sahih midir? Sahih ise kadının nefesi erkeğe erişmek ne demektedir? Ayrıca çok koku sürünmek neden ihtiyarlığa sebep olsun?

Cevap:
- Sahih kaynaklarda böyle bir hadise rastlayamadık.
Soruda kaynak olarak verilen “M. Ç. Yar-i Güzin” eserinde sahih bilgiler yanında pek çok sahih olmayan bilgiler de vardır.
- Türkçe Web sitelerinden yazılan bu konunun tek kaynağı “M. Ç. Yar-i Güzin”dır. Buralardaki “beş maddeli hadis” konularının aynı şekilde yazılması, birbirinin kopyası olduğunun göstergesidir.
Bu bir hadis olmasa da;
1. ve 2. maddeler başka hadis rivayetlerinde olduğu için doğrudur.
3. ve 4. maddelerin doğruluk ihtimali çok zayıftır.
5. maddeyi şöyle anlayabiliriz: Balgamın çok gelmesi hastalığın ve ihtiyarlığın göstergesidir.
Arapça Web sitelerinde bu konuyla ilgili hiçbir bilgiye rastlayamadık. Benzer hadis rivayetlerine yer verilip zayıf olduğu bildirilmesine rağmen, bu rivayete yer verilmemesi, ilgili bilginin hadis olmadığının ihtimalini güçlendirmektedir.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/kadinin-nefesi-erkege-erismesi-insani-ihtiyarlatir-ne-demektir

Kadınlarla İstişare Edin, Fakat Onların Sözüne Uymayın, Anlamında Sahih Bir Hadis Var mı?


Detaylı bilgi edinmek için aşağıdakı yazıyı okuyabilirsiniz:
Kadınlarla istişare etmekle ilgili olumlu ve olumsuz rivayetleri naklettikten sonra, konu hakkında değerlendirmede bulunan Prof. Dr. İbrahim Canan, öncelikle kadınlarla istişare aleyhinde olan rivayetlerin zayıf olduklarını; bu rivayetlerin istişareyi emreden Kur’ân âyetlerine ve sahih hadislere aykırı olduğu için amel etmeye elverişli olmadıklarını; istişarede liyakatin esas olduğunu ve liyakat yani istişare edilecek konu hakkında tecrübe, bilgi ve ihtisas bulunduktan sonra istişarede kadın ve erkek olma sıfatının bir etkisi olmadığını ifade etmiş ve sonunda da bu tür rivayetlerle ilgili şu değerlendirmede bulunmuştur:
“Şurası da bir gerçek ki kadınlar, fıtrî durumları icabı, çoğunlukla, erkeklere nazaran daha hissî, daha acelecidirler. Netice olarak, görüşlerinde objektivite ve hasbilik ihtimali daha zayıftır. Bu sebeple, onlarla istişare mevzuunda daha bir ihtiyatlı hareket etmek gerekir. Nitekim beşerin tarihî tecrübesi, kadınların nüfuz ve hâkimiyet kurduğu sarayların, çeşitli entrikalarla kaynayarak, 'devletleri ve saltanatları fesada götürdüğünü' tespit etmiştir.”
“Öyleyse, kadınlarla istişareyi yasaklayan ve bazı kitaplara da girme fırsatı bulan, sahih bir asıldan mahrum bir rivayet, bu beşerî tecrübenin, hadis formuna dökülmüş, öfkeli ve mübalağalı bir ifadesi olabilir, mutlak bir hakîkat değil. Hadis olduğuna hükmedenler de mefhumunu kayıtlayarak almaya mecburdurlar, ıtlâkı üzere değil." (bk. İbrahim Canan, Aile İçi Eğitim, s. 227-238)
Bu konu daha çok aile içi meşveretle ilgili gündeme geldiği için, öncelikle Peygamberimiz(asm)'in Muhterem eşlerine danışması ve onların görüşlerini almasıyla ilgili bazı rivayetleri verip, soruda geçen konuyu ayet ve hadislerle açıklamaya çalışacağız.
- İlk vahiy geldiği zaman Resûlullah (asm), gördüklerinden korkmuş ve korkusunu Hz. Hatice'ye açmıştır. Onun Resûlullah'ı teskin ve tesellisi meşhurdur. (bk. Buhârî, Bed'ül-Vahy 1)
- Yine kızı Zeyneb'in Ebû'l-As'a verilmesi de Hz. Hatice'nin teklifiyle gerçekleşmiştir. Hatta bu rivayeti yapan kişi, "Resûlullah (asm), Hz. Hatice'ye muhalefet etmezdi.” ilavesini yapar. (Heysemi, 9/213)
- İfk hadisesinde, Zeyneb Bintu Cahş'tan, Hz. Âişe'nin cariyesi Berire'den Hz. Âişe hakkında görüşlerini sormuştur. (Buhari, Şehadat 16)
- Özellikle Ümmü Seleme örneği daha ilgi çekicidir: Hudeybiye'de sulh yapılıp o yıl umre yapmama maddesi kabul edilince, ashab memnun kalmamış, Resûlullah'ın "ihramdan çıkma" emrini yerine getirmekte ağır davranmışlardı. Resûlullah'ın üzüntüsünü görüp sebebini öğrenen Ümmü Seleme: "Yâ Resûlallah! Sen kalk, kurbanlığını kes. Onlar sana uyacaklar ve kurbanlarını kesecekler." der. Resûlullah öyle yapar ve gerçekten ashab O'nu takip eder, kurbanlarını kesip tıraş olarak ihramdan çıkarlar. (Vâkıdi, Meğazi, 2/613)
Bu açıdan, kadınla istişareyi genel bir ifade ile reddetmek Peygamberimiz (asm)'in hayatına aykırıdır.
Kadınla istişareyi yasaklayan bir ayet de olmadığı gibi, bazı konularda kadınla istişare emredilir ve farklı istişare örnekleri verilir:
- Çocuğun süt emme müddeti iki yıl olarak tespit edildikten sonra, anne ile babanın, aralarında istişare ederek, çocuğu daha önce de sütten kesebilecekleri belirtilir:
"Ana-baba aralarında istişare ederek ve anlaşarak (daha önce) sütten kesmek isterlerse ikisine de sorumluluk yoktur." (Bakara, 2/233)
- Boşanan kadın ve erkekle ilgili olarak, çocuğun emzirilmesini bizzat annenin varılacak mutabakatla, ücretle yapabileceği belirtilir:
"Çocuğu sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın, eğer güçlükle karşılaşırsanız, çocuğu başka bir kadın emzirebilir."(Talak, 65/6)
- Hz. Musa'nın çoban olarak tutulması için Hz. Şuayb Peygamber'e kızı tarafından yapılan teklif ve bu teklife uyulması da manidardır. (Kasas, 28/26)
- Sebe Melikesi Belkıs, Hz. Süleyman'dan tehditkâr bir mektup alır. Bunun üzerine, komutanlarının da hazır bulunduğu bir mecliste müzakere açar ve fikirlerini sorar. "Siz benim yanımda hazır bulunmadıkça bir iş hakkında kesin bir hüküm vermedim." Meclisteki komutanlar şu cevabı verirler: "Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, (siyasetten fazla anlamayız) emir senindir, sen emretmene bak!" Hanım lider kararını verir:
"Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri vakit orasını tahrip edip bozarlar, şerefli ahalisini de zelil kılarlar. (Süleyman'ın askerlerinin de) yapacakları budur. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım." (Neml, 27/35)
Hz. Peygamber (asm) de kadınlara başvurup, görüşlerini aldığı ve onların görüşlerine uyduğu rivayet edilmiştir. Ama ne var ki, “Kadınlarla istişare edin, fakat onlara muhalefet edin.” anlamında zayıf bir rivayet varsa da bunun aslının olmadığı bildirilmiştir. (bk. Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ 2/3; Geniş bilgi için, bk. Münâvî, 4/262-263)
Aynı manayı ifade eden, zayıf da olsa başka rivayetler de gösterilebilir.
- Evet, zayıf hadisle amel edilebilir. Ancak, zayıf bir hadisle amel edebilmek için, zayıf hadisin âyete veya sahih hadise aykırı olmaması, bir başka ifade ile o konuda zayıf hadisten başka "nass"ın bulunması lazımdır. “Kadınla istişare etmeyin!" ifadesi değil sahih hadislere, bizzat Kur'ân'a aykırıdır.
- Söz konusu rivayetlerin ifade ettiği manayı "mutlak" değil "mukayyet"olarak alırsak cevap olumlu olabilir. Yoksa genel bir yasak söz konusu olursa, “Hiçbir meselede, hiçbir surette, hiçbir kadınla istişare etmeyin!" manası çıkar. Hâlbuki en azından bazı meselelerde istişarenin bizzat Kur'ân-ı Kerim'de emredildiğini gördük. Sünnette gelen deliller ise daha çoktur.
"Kendilerini ilgilendiren hususlarda kadınlarla istişare edin.” (Üsdü'l-Gâbe, 4/15)
"Kızları hususunda kadınlarla istişare edin.” (Ebu Davud, Nikah 24)
"Bakire kızla, (evlendirmezden önce) babası müşavere etmelidir.” (Ebu Davud, Nikah 24, 25)
"Dul kadın kendisiyle istişare edilmeden evlendirilmemeli, bakire kız da izni alınmadan nikâhlanmamalı.” (Buhârî, İkrah 3; Müslim, Nikah 64)
Hz. Peygamber (asm), kız istemediği halde, babası tarafından gerçekleştirilen bir kısım nikâhları, şikâyet üzerine, iptal etmiştir.(Buhârî, İkrah 4)
Bir rivayette "Hz. Peygamber (asm) kadınlarla bile istişare eder, onların beyan ettikleri görüşleriyle amel ederdi." denmektedir. (İbnu Kuteybe, 'Uyûnu'l-Ahbâr 1/27)
Tirmizî'de "kızıl rüzgârla” alâkalı hadiste geçen "Kişi annesine bakmaz, kadınına itaat eder!" cümlesinde kınanan konu, kadınla yapılan istişare değil, annenin ihmal edilmesidir. Nitekim, aynı hadiste, "... babasına bakmaz, arkadaşına rağbet gösterir!" diye de buyrulmaktadır. (Tirmizî, Fiten 38)
Sahabe-i Kiram efendilerimiz de kadınlarla istişare etmişler ve onların görüşlerine uygun hareket etmişlerdir.
- Hz. Ömer, bir cuma hutbesi sırasında, evlenmelerde kadınlara verilecek mehir için, bir sınır getirmek ister. Orada bulunan bir kadın, "Ey Ömer, Allah 'Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile, ondan bir şey almayın.' (Nisa, 4/20) diyerek sınır getirmezken, sen nasıl yaparsın?" diye müdahale eder. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra): "Bir kadın isabet, bir erkek hata etti, bir emir (lider) cedelleşti ve cedeli kaybetti." der. (bk. Bakıllani, et-Temhid, s. 199)
- Bir gece teftişinde Hz. Ömer (ra), kocası cihada gitmiş olan bir kadının "bekârlıktan" yakındığını işitince, kızı Hafsa validemize ve kadınlardan tecrübeli olanlara (bk. Bakıllani, et-Temhid, s. 198)“bir kadının kocasından ne kadar müddet ayrı kalmaya tahammül edebileceğini" sorar ve aldığı cevaba dayanarak askerlik müddetini altı ay olarak sınırlar. ( Sa'îd ibnu Mansur, Sünen 2/186)
- Hz. Ömer'in (ra), zaman zaman, akıl ve faziletçe üstün, okuma yazma bilen bir kadın olan Şifa Bintu Abdillah'a da müracaat ettiğini ve hatta onun reyini başkalarının reyine tercih edip uyduğunu belirtir. (İbn Hacer, İsâbe 4/341)
- Hâlid İbnu Velid de (ra), bazı meselelerde, kız kardeşi Fâtıma Bintu'l-Velid ile istişare etmiştir. (İbnu'l-Esîr, Üsdul-Ğâbe. 7/233)
- Abdurrahman İbnu Avf'ın (ra) Hz. Ömer'den (ra) sonra Hz. Osman'ı halife olarak belirlerken kadınların da görüşünü almayı ihmal etmemiştir. (İbn Kesir, el-Bâisul-Hasis, Beyrut, 1951, s. 183)
Buna göre, kadınla istişareyi kesinlikle yasaklayan muhkem bir nass mevcut değildir. Üstelik onlarla meşveret etmeye delalet eden rivayetler çoktur. Kur'ânî örneklerden başka, bizzat Hz. Peygamber (asm)'in ve bir kısım meşhur sahâbîlerin hayatlarında, kadınla istişarenin fiilî örnekleri vardır. Öyleyse, kadınlarla meşveret etmeyi yasaklayan zayıf hadislerin sahih bir asla delalet edebilme ihtimaline karşı da "Yasağı genel değil, sınırlı bazı konularda şeklinde anlamak gerekmektedir." deriz.
Zira meşveret edilecek kişinin "liyakat"ı üzerinde ısrarla, ittifakla durulmuştur. Şu halde, istişare etme ihtiyacı duyulan mesele kadının ihtisas, bilgi ve tecrübesiyle alâkalı değilse elbette ona müracaat fayda değil, zarar getirebilir. Nitekim Münâvi, "Kadınlara itaat pişmanlıktır."rivayetini -zayıf olduğuna dikkat çekmekle beraber"erkeklere ait işlerde"diye kayıtlar. (Münâvî, Feyzu'l-Kadîr 4/262)
Liyakat açısından erkek, kadından farklı değildir. Bilgi, görgü, ihtisas, tecrübe ve alâka gibi müracaatı meşru ve gerekli kılan bir vasfı taşımadıkça, sırf "erkek olduğu için" erkeğe müracaat hiçbir âlim tarafından tavsiye edilmemiştir. Yukarıda kaydedilen misallerde, Hz. Şuayb'ın kızının, o meselede bilgi ve dirayet sahibi olduğunu gösteren rivayetleri müfessirler kaydederler. (İbnu Kesir, 5/273)
Özetle, liyakatli olan herkes, kadın veya erkek, istişareye layıktır. Liyakatli olmayan da değildir; ölçü, cinsiyet değil liyakattir.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/kadinlarla-istisare-edin-fakat-onlarin-sozune-uymayin-anlaminda-sahih-bir-hadis-var-mi

Kadınlar Arasında İyi Kadın, Yüz Tane Karga Arasında Alaca Bir Karga Gibidir, Hadisini Nasıl Anlamalıyız?

- Bütün araştırmalarımıza rağmen, Buharî’de böyle bir hadise rastlayamadık. “Buhari 9/1391" diye belirtilen kaynakta böyle bir hadis bulunmamaktadır. 

- Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiğine göre, Amr b. As hacca giderken geldikleri bir mekanda arkadaşlarına şöyle demiştir: Biz Hz. Peygamber (a.s.m)’le birlikte hacca (veya umreye) gitmek üzere  bulunduğumuz bu yere ulaştığımızda, “Bakın bir şey görebiliyor musunuz?” diye sordu. Bizde “Evet, gagası ve ayakları kırmızı renkte alaca bir karganın da içinde bulunduğu bazı kargaları (bir rivayette; bir çok karga) görüyoruz.” dedik. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m) “Kadınlardan ancak bu kargalar içerisinde bu (hemen kendini gösteren, belli eden) karga gibi olan kadınlar cennete gider.” diye buyurdu.”(İbn Hanbel, 4/197, 205).

Görüldüğü gibi, bu rivayette “İyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” ifadesi bulunmamaktadır. Araştırdığımız kadarıyla bu rivayetin aslı sadece İbn Hanbel’de vardır. Ve orada bulunan iki rivayette de “yüz karga” ifadesi geçmemektedir. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, bir rivayette sadece “kargalar” kullanılmıştır ki, Arapça gramer kuralına göre bunu “bazı kargalar”olarak anlayabiliriz.
Diğer rivayette “bir çok karga” ifadesi yer almıştır ki, bu da on tane de olsa“çok” sayılır. Zaten hadiste bu misalin verilmesi, orada görülen bazı kargalardan ötürüdür. Aynı yerde yüz tane karganın bir araya gelmesi çok nadir olmakla beraber, hadisin akışı da sayı vermeye izin vermemektedir. Bunu uyduranların art niyetli oldukları belli...

- Şayet bu rivayet sahih olursa, onu şöyle anlamak lazımdır. İyi kadın, cenneti hak eden kadın, -bir çok karga içerisinde, türlü renkleriyle diğerlerinden hemen fark edilen alaca bir karga gibi- dışa yansıyan davranışlarıyla hemen kendini belli eden kadındır. Öyle ki, vakarıyla, hayasıyla, iffetiyle, edebiyle, insanî davranışlarıyla ve ağırbaşlılığıyla hemen fark edilir. Hadisin sıhhat ciheti bir tarafa, hüsnü zan sahibi, insaflı bir kimsenin düşüncesinde bu hadiste olumsuz bir şey olmadığı ortadadır.

Nitekim, bir rivayete göre Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:
“Mümin / imanlı bir kadının durumu, siyah kargalar arasında bulunan ve ne ikincisi ne de benzeri olmayan bir alaca karga gibidir.” (Macmau’z-zevaid, 4/274)
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/kadinlar-arasinda-iyi-kadin-yuz-tane-karga-arasinda-alaca-bir-karga-gibidir-diye-bir-hadis-var-mi

Kocasının Vücudu İrinle Kaplı Olsa da Kadın Tüm İrini Diliyle Yalayarak Temizlese... , Hadisi Sahih mi?

- Bu hadis rivayeti, Taberani, Ahmed b. Hanbel, Bezzar ve daha başka kaynaklarda yer almıştır. (Misal olarak bk. İbn Hanbel, hno: 12614)
- Bu konuda farklı senetlerle gelen rivayetlerin çoğu zayıf kabul edilmiştir. (bk. Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, hno: 7640; 7641, İbn Adi, el-Kamil, 4/273-274)
- Bununla beraber, benzer ifadeleri barındıran bir hadis el-Bezzar tarafından rivayet edilmiş ve bunun senedi sahih kabul edilmiştir. (bk. Heysemi, a.g.e, hno: 7639)
- Araştırmamızda alimlerin büyük çoğunluğunun zayıf kabul ettiği bu hadis rivayeti farzımuhal sahih kabul ettiğimizde bunun anlamı şudur:
Kocanın hakkının büyüklüğünü göstermek adına bu farazi misale yer verilmiştir. Yoksa, cumhur-u ulemaya göre necis olan cerahat akıntısını, irin gibi kazuratı yalamak gibi bir şeyin olmayacağı açıktır.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/kocasinin-vucudu-irinle-kapli-olsa-da-kadin-tum-irini-diliyle-yalayarak-temizlese-hadisi-sahih-mi

Kadında, Atta ve Evde Uğursuzluk Vardır, Sözü Hadis midir?

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” (Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti'zân 21)
Bu ve buna benzer rivayetler, Hz. Peygamberin (asm) Araplarda mevcut olan uğursuzluk inancını reddettiğini gösteren hadislerdendir. Uğursuzluk inancı, farklı tezahürler altında pek yaygın olması sebebiyle, Resulullah (asm) bunu ortadan kaldırmak adına pek çok beyanlarda bulunmuş, tavırlar takınmıştır.
- Bu hadisten anlaşılması gereken hakikat şudur:
Araplar, kuşların uçmasından, horozun ötmesine kadar her şeyde uğursuzluk olabileceğini düşünüyorlardı. Hz. Peygamber bu yaygın ve yanlış kanaati ortadan kaldırmak için her fırsatta “uğursuzluk” diye bir şeyin mevcut olmadığını belirtiyordu.
Aynı ifadeyi tekrar etmek yerine farklı ifadelerin kullanılması muhataplar üzerinde daha etkili olduğu için peygamberimiz de bu üslubu benimsemişti.
İşte bu hadiste de kullanılan ifadelerde de “uğursuzluk” diye bir şeyin olmadığını belirtmek için “Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” diye buyurmuştur.
Bu tespitte önemli bazı noktalar vardır:
a) Uğursuzluk demek, kişiye zarar veren şey demektir. İnsanların en fazla zarar görmesi muhtemel olanlar, insanların en yakınında bulunan kadın, mesken ve attır. Bunlarda uğursuzluk aramazken, kalkıp havada uçan kuşta aramak akıl dışı bir düşüncedir.
b) Uğursuzluk, mademki insana zarar veren bir şeydir. O halde, insanlar için en değerli olan kadın, at ve meskende olmalıdır. Oysa Araplar bunlarda fazla bir uğursuzluk aramıyorlardı. Demek ki en değerli varlıklarda uğursuzluğu aramayıp, insan için o kadar da değerli olmayan “kuşun kanat çırpması, horozun ötmesi” gibi başka şeylerde aramak sağlıklı bir tutum değildir.
c) İnsanların hayatındaki huzur ve mutluluğun kaynağı, kadın, at (binit) ve meskendir. Şayet bunlardan biri zararlı olmaya başlarsa, ondan uzak durmakta fayda vardır. Huzursuzluğun kaynağı olan şeyden uzaklaşmak manevi bir işaret bir sinyal olabilir. Kader-i ilahi ileride daha büyük zararlara vesile olabilen söz konusu hayat arkadaşlarından ayrılması için bir uyarı niteliğini taşıyabilir.
d) Bir rivayete göre, Ebu Hüreyre’nin böyle bir şey söylediğini işiten Hz. Aişe, Hz. Peygamberin “Yahudilerin böyle düşündüklerini” söylediğini, Ebu Hüreyre’nin sonradan geldiği için bu konuşmanın ilk cümlelerini duymadığını belirtmiş ve bu bilginin yanlış olduğuna dikkat çekmiştir. (bk. İbn Hacer, 6/61)
- Başka bir rivayette, Hz. Aişe: “Peygamberimizin: “cahiliye devrinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğunu” belirtmişti, Ebu Hureyre bunu duymadığı için yanlış anlamıştı.” demiştir. (İbn Hanbel, 6/150, 240; Tahavi, Müşkilu’l-asar, 1/341)
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/kadinda-atta-ve-evde-ugursuzluk-vardir-rivayetinin-asli-nedir 

Namaz Kılanın Önünden Kadın, Köpek veya Maymun Geçtiği Zaman Namazı Bozulur mu?

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden geçtiği takdirde) şunlar namazı bozar: Eşek, domuz, Yahudi, Mecûsi, kadın... Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi kifâyet eder."
Bir diğer rivayette şöyle denmiştir:
"Namazı, (önden geçen) hayızlı kadın ve köpek bozar."
Açıklama:
Yukarıda namaz kılanın önünden bazı nesnelerin geçmesi halinde namazın bozulup bozulmayacağı meselesine temas edilmektedir. Bu hususta rivayet çoktur.
İmam Malik, Ebu Hanife, Şafii (ra) ve Cumhur: "Bu sayılanlardan veya başka şeylerden hiçbirinin geçmesiyle namaz bozulmaz." demişlerdir. Bunlar bozulacağını ifade eden hadisleri: "Buradaki bozulmadan murad "noksanlık"tır, zira bunlar önden geçmekle namaz kılanın kalbini meşgul eder" diye söylerler. Hakiki bozulmanın kastedilmediğini söylerler.
Taş atımlık tabirini, alimler üç ziralık mesafe olarak yorumlarlar. Yani namaz kılan kimsenin üç zira uzağından bu sayılanlar geçecek olsa namaza bir eksiklik getirmeyecektir. Bu miktar mesafe sütre yerine geçebilecektir.
Ebu Hureyre çokça hadis rivayet eden meşhur sahabilerdendir. Ebu Hureyre'nin hadisleri Ehli Sünnet alimlerince muteber sayılan Kütüb-i Sitte hadis kitaplarında çokça geçmektedir.
Ebu Hureyre çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbî.
Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre 'dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazi rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III/507).
Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindiğini kendisi söyle açıklamıştır: "Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayi Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi sıralarında Yemen'den Medine'ye gelip Müslüman olmuştur (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., ayni yer).
O tarihten itibaren Hz. Peygamber'in vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahabesi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır. Hizmet süresi yaklaşıkdört yılı buluyordu (ibn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).
Hz. Peygamber'in misafirperverliği ve cömertliği sayesinde yasayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.s.)'in mescidinde sadece ibadet ve ilimle meşgul olan Ehl-i Suffe'nin en ileri gelen siması idi. Hz. Peygamber'i büyük bir muhabbetle sevmiş, onun sünnetine uygun olarak yasamış ve manevî yüce mertebelere erişmiştir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).
İffet sahibiydi, eli açık ve cömertti. Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonraki fitne olaylarında köşesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)'in su hadisini rivâyet ediyordu:
"Fitneler çıkacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir sığınak veya korunak bulursa onunla korunsun."(Buhâri, Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).
Hoş sohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülüğünü arttırdı. Medine valisi Mervan'a vekâlet ettiği sıralarda, üzerine semeri bağlanmış bir eşekle, hurma lifinden örülmüş bir başlık başında olduğu halde çarşıya çıkar ve, "Savulun emir geliyor!" dermiş (ibn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336).
İmam Şâfii gibi büyük âlimlerin bildirdiğine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki hadis nakledenlerin içinde hafızası en sağlam olanıdır (ibn Hacer, el-isâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Mısır 1328, IV, 205). Hz. Peygamber ile nispeten kısa sayılabilecek bir süre birlikte olmasına rağmen, onun hadislerini bu kadar büyük bir sayıda elde edebilmesinin sırrı ve sebepleri söyle açıklanabilir:
a) Birinci sebep: Hz. Peygamber ile sık sık görüşmesi ve ona hiç çekinmeden her çeşit sorular sormasıdır (ibn Hacer, a.g.e., IV, 206). Nitekim Buhârı ve Müslim'in naklettiklerine göre Ebû Hureyre söyle demiştir:
"Siz, Ebû Hureyre 'nin çok hadis rivâyet ettiğini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karın tokluğuna Hz. Peygamber'e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarsıda, pazarda alışverişle, Ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Hz. Peygamber'in meclislerinin birinde bulunmuştum; buyurdu ki:
'İçinizden kim cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duyduğunu bir daha unutmaz.'
"Bunun üzerine ben üzerimdeki hırkayı yere serdim, Hz. Peygamber de sözünü bitirince, onu topladım. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o andan sonra ondan duyduğum hiçbir sözü unutmadım." (Müslim, Fadâilü's-Sahâbe, 159; Buhâri, ilim, 42).
b) İkinci sebep: İlme olan tutkunluğu ve Hz. Peygamber'in ona bildiğini unutmaması için dua buyurmasıdır. El-Hâkim en-Nisâbûrî, Müstedrek'te (111, 508) şu haberi vermektedir:
"Bir adam Zeyd b. Sâbit'e gelerek ona bir mesele sordu. O da Ebû Hureyre 'ye gitmesini söyledi ve söyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû Hureyre ve bir başka sahâbî Mescid'de oturuyorduk, dua ve zikirle meşgul idik. O sırada Hz. Peygamber geldi, yanımıza oturdu; biz de dua ve zikri bıraktık. Buyurdu ki: 'Her biriniz Allah'tan bir dilekte bulunsun. ' Ben ve arkadaşım, Ebû Hureyre 'den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebû Hureyre 'ye geldi ve söyle dua etti: 'Allah’ım, senden iki arkadaşımın istediklerini ve de unutulmayan bir ilim dilerim.' Hz. Peygamber bu duaya da âmin dedi. Biz de, 'Ey Allah’ın Rasûlü, biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim isteriz' dedik. Hz. Peygamber, 'Devsli genç sizden önce davrandı' buyurdu.
Buhâri, ilim bahsinde, hadise olan tutku bâbında (nr. 33) Ebû Hureyre 'nin söyle dediğini nakletmiştir:
"Ey Allah’ın Rasûlü, kıyâmet gününde senin şefâatine nâil olacak en mutlu kişi kimdir?" diye sordum. Rasûlullah buyurdu ki:
"Ey Ebû Hureyre, senin hadise olan aşırı tutkunluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kiyâmet gününde benim şefâatime nâil olacak en mutlu kişi Lâilâhe illallah diyen kimsedir."
c) Üçüncü sebep: Ebû Hureyre 'nin büyük sahabelerle görüşmesi, onlardan birçok hadis alması ve bu sayede ilminin artıp ufkunun genişlemesidir (ibn Hacer el-Askalâni, el-isâbe, IV, 204).
d) Dördüncü sebep: Hz. Peygamber'in vefâtından sonra uzun süre yasamış olmasıdır. Nitekim Hz. Peygamber'den sonra kırk yedi yıl yaşamış, hadisleri halk arasında yaymakla meşgul olmuştur (Muhammed Ebû Zehv, el-Hadis, ve'l-Muhaddisûn, Kahire 1958, 134).
Bütün bunların neticesinde Ebû Hureyre, Sahâbe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis almada ve rivâyet etme hususunda diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmiştir.
Onun rivâyet ettiği hadisler, diğer sahabelerde veya birçoğunda dağınık halde bulunuyordu. Bu yüzden onlar Ebû Hureyre 'ye başvuruyor, hadis rivâyetinde ona dayanıyorlardı. ibn Ömer, onun cenaze namazında, ona Allah'tan rahmet dileyerek, "Hz. Peygamber'in hadisini Müslümanlar adına muhâfaza ediyordu" demiştir (ibn Sa'd, Tabakât, IV, 340).
Buhâri, 'Ebû Hureyre 'den 800 kadar sahâbe ve tâbiîn âlimleri hadis rivâyet etmislerdir' diyor (ibn Hacer, a.g.e., IV, 205).
Kendisinden beş bin üç yüz yetmiş dört hadis gelmiş, bunlardan üç yüz yirmi beş tanesini Buhâri ve Müslim müştereken, dok san üç tanesini yalnız Buhâri, yüz seksen dokuz hadisini de yalnız Müslim Sahîh'lerine almışlardır (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 134).
Ebu Hureyre, asırlar boyunca tetkik ve tenkit konusu olmuştur. Gerek Doğu dünyasında gerek Bati dünyasında Ebû Hureyre hakkında ileri geri konuşulmuştur. Bunun sebebi, keyif ve arzulara karsı gelen dine yönelik hile ve tuzakları sonuçsuz bırakan bir kısım hadislerinden kurtulmak istenmesidir. Bu hücumlar ya yalan ve zayıf rivâyetlere, ya da bazi sahîh hadislere dayanır. Fakat bu tür sahîh hadisleri de doğru-dürüst anlayamazlar, bu yüzden de kendi arzuları doğrultusunda yanlış yorumlara başvururlar (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 153; el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 5 1 3).
Ebû Hureyre 78 yIl yaşadIktan sonra Hicrî 57/676 yIlInda Medine'de vefât etmiştir.
(bk. Prof. Dr. İbrahim CANAN, Kütüb-i Sitte)
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/namaz-kilan-birinin-yanindan-bir-kadin-bir-siyah-kopek-veya-bir-maymun-gectiginde-namazi-bozulurmus