Miraç Neden Mescid-i Aksada Gerçekleşti?

Mescidi Aksa bilindiği üzere Müslümanların ilk kıblesi ve harem mescidlerin üçüncüsüdür. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de Mescidi Aksa'dan adıyla söz etmekte ve bu mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir. Bu konuda İsra suresinin birinci ayetinde şöyle buyuruluyor:
"Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir."

- Kudüs eskiden beri peygamberlerin yeri, ümmetlerin kıblesi idi. Hz. Muhammed (a.s.m)’in bütün gelmiş geçmiş peygamberlerin gerçek varisi olduğunu göstermek için ilk durak buraya yapılmış olabilir.

Miraç olayında en önemli bir husus, namazın farz kılınmasıdır. Hz. Peygamber (a.s.m)’in, asırlardır peygamberlerin kıblegâhı olan Kudüs’e uğradıktan sonra, Miraç’ta namaz hediyesini alması bu konuma uygundur.

- Hicretten on yedi ay önce Miraç hadisesi vuku bulmuştur. Hz. Muhammed (a.s.m)’in bu tarihte Kudüs’e uğraması, hicretin 17. yılında oranın ümmeti tarafından fethedileceğine bir işaret olabilir.

- Miraç yolculuğunda; Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yapılan seyahat bir kulun mescit ve seccadelerle olan irtibatını göstermesi açısından da önem arz etmektedir. Kudüs’te Hz. Peygamber (a.s.m)’in toplanan peygamberlere imamlık yapması, onun şahsî ve dinî kemalatı bakımından bütün peygamberlerin imamı olduğunu göstermektedir.

- Kudüs kurulduğu günden buyana vahyi, ilahi tebliği ve peygamberlik müessesesini temsil etmiştir. Dolayısıyla burası kurulduğu günden beri bir İslâm şehridir. Çok sayıda peygamber hayatlarının en azından bir bölümünü bu şehirde geçirmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (a.s.m) de miraca yükseltilirken Kudüs'e kadar getirilmiş ve oradan göklere çıkarılmıştı. Allah dileseydi onu Mekke'den de göklere yükseltebilirdi. Ancak İsra ve Mirac olayında Hz. Peygamber (a.s.m)'e refakat eden Cebrâil (a.s.)'in onu önce Kudüs'e getirmesi sonra göklere yükseltmesi bu şehrin taşıdığı mana ve önem dolayısıylaydı. Yüce Allah son peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m)'in Kudüs'ü ziyaret etmesini ve bu peygamberler şehrindeki ilâhi âyetlere şahit olmasını dilemişti.

Bu konuda bunlar gibi daha başka benzeri hikmetleri düşünebiliriz.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/mirac-neden-kuduste-ve-mescid-i-aksada-gerceklesti

Necm Suresi Miraç Olayından Önce İndiği Halde, Miracı Nasıl İsbat Edebilir? Sidretül Münteha Yerde midir?

1. Necm suresinin Miraç olayından önce indiğine dair kesin bir bilgi yoktur.
Böyle düşünmeye sebebiyet veren, bu surenin içinde yer alan “Secde” olayının Habeşistan hicretinden sonra olmasıdır. Bu surenin Mekke’de indiği hususu alimlerin cumhurunun kabul ettiği bir görüştür.
Fakat bu konuda şunu çok iyi biliriz ki, genellikle Kur’an Surelerinin iniş tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
2. Necm suresinin ilk ayetleri Miraçla alakalı olduğu, sahabeden beri İslam alimlerinin kabul ettiği bir husus olması, bu surenin ilgili ayetlerinin Miraç’tan bahsettiğinin doğruluğunu tasdik eden kuvvetli bir delildir. Çünkü, İslam ümmetinin “sevad-ı azamını” temsil eden alimlerin ittifakı tartışılmaz bir icmadır.
3. Şayet prensip olarak bu surenin miraçtan önce indiği kabul edilse bile, bunun ilgili ayetlerin Miraçtan sonra indiğine engel değildir.
Çok iyi biliyoruz ki, Kur’an’ın uzun sayılan bir surede inen ayetlerin inişleri arasında yıllar geçebilir.
Örneğin, Kuran’ın ilk inen surelerinden olan Müzzemmil suresinin son ayetinde yer alan “...Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah şunu da biliyor ki, içinizden hastalar olacak; bir kısmınız Allah'ın lütfundan nasibini aramak için yeryüzünde dolaşacak; bir kısmınız da Allah yolunda savaşa çıkacak...” (Müzzemmil, 73/20) mealindeki “bir kısmınız da Allah yolunda savaşa çıkacak” ifadesi savaştan bahsediyor. Oysa savaşa izin verilmesi bu surenin inişinden yaklaşık 10 yıl sonra söz konusu olmuştur ki, bu da ancak Medine’de tahakkuk etmiştir.
Bu nedenle, Mekki surelerde medeni ayetler, Medeni surelerde Mekki ayetlerin bulunduğu kesin bir bilgi olarak kabul edilmektedir. Çünkü 23 yılda taksit taksit  inen surelerdeki ayetler Hz. Cebrail’in talimiyle Hz. Peygamberin işaret etmesiyle vahiy katipleri tarafından ilgili surelerdeki belli yerlerine koyulurdu. Bunun örnekleri çoktur.
İşte Necm suresi de uzun surelerden sayılır ve hepsi bir defada indiğine dair hiç bir kanıt yoktur. O halde bu problemin çözümü şudur:
Eğer bu surenin önemli bir kısmından ötürü, Miraç’tan önce indiği kabul edilse bile, ilk 18 ayetinin Miraç’tan sonra indiğini kabul etmekte bir sakınca olmadığı gibi, akli bir zorunluluktur.
Zira, Sahabeden beri milyonlarca İslam aliminin Miraç’la ilgili olduğunu kabul ettiği, zahiri ifadelerinde açıkça Miraçtan bahseden ilk 18 ayetin Miraçla ilgili olduğunu kabul etmek, dinin de ilmin de aklın da kabul ettiği bir gerçektir.
Sidretu’l-Müteha’nın yeryüzünde olduğuna dair bir iddianın tutarlı hiç bir tarafı yoktur. Sidretu’l-Münteha göklerin üstünde, şehadet aleminin en son durağı olduğu bütün alimlerin kabul ettiği bir hakikattir. Yerde hiç bir yeri yoktur.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/necm-suresinin-mirac-olayindan-once-indigi-dogru-mudur

Miraç Hakkında Neden Kuranda Açık Bir İfade Yoktur? Hitmeti Nedir?

Miraç dediğimiz olay, genel olarak -iki safhada gerçekleşmiş olduğundan- iki adla anılmaktadır. Bunlardan biri, gecenin küçük bir zaman diliminde Mekke’den Kudüs’e yapılan seyahate “İsra” denilir. İsra Suresi, ilk ayetinde bu konu işlendiği için bu adı almıştır.

İkinci safhayı teşkil eden Kudüs’ten göklere ve daha ötelere yapılan seyahate ise “Miraç” adı verilir. Bu ise, Necm Suresi'nde anlatılmaktadır. Bununla beraber, yerden göğe yapılan Miraç hadisesi, İsra hadisesi kadar açık değildir. Ancak sahih hadislerde, bu konu da detaylı bir şekilde işlenmiştir.

Bunun çok açık olmamasının bir hikmeti, insanların aklını fazla zorlamamak, çok rahat bir şekilde anlayamayacağı bir yükü onlara yükletmemektir. Nitekim, bu olayı duyanlardan bazılarının dinden döndüğü bilinmektedir.

Diğer önemli bir hikmeti şu olsa gerektir: Allah, çok sevdiği Peygamber'ini, ispatı zor olan bir hususta zor durumda bırakmak istememiştir. Çünkü, Mekke’den Kudüs’e cereyan eden seyahat, yerde gerçekleşen bir olay olduğu için ispatı yapılabilir bir konuma sahiptir. Nitekim Hz. Muhammed (a.s.m)’in daha önce hiç görmediği Mescid-i Aksa hakkında sorulan sorulara çok isabetli cevaplar vermiş ve müşrikler bile bunun karşısında şaşkına dönmüş, olayı inkâr edememişler, sadece başka bahanelerin arkasına sığınmışlardır.

İsra olayı açıkça Kur’an’da ifade edildiği için, bunu inkar eden dinden çıkar.

Miraç olayı Kur’an’da biraz kapalı olduğundan, inkâr eden kâfir olmaz ancak, sapıklık damgasını yemekten kurtulamaz.

Miraçla ilgili hadisleri burada aktarmamıza imkân yoktur. Bütün hadis kaynaklarında Miraçla ilgili hadisler söz konusudur. Kaynak hadisler olan Kütübü Sitenin tercümeleri vardır. Özellikle, Prof. Dr.İbrahim Canan Hoca tarafından tercüme edilen “Hadis Ansiklopedisi” adlı eserler külliyatında bu konuyu okumak mümkündür.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Peygamberimiz (s.a.v.)’in en büyük mu’cizelerinden olan İsra ve Mirâc mucizesi, ne zaman ve nasıl vuku bulmuştur? Peygamberimiz (s.a.v.) bu olayı nasıl anlatmıştır?
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/mirac-hadisesi-neden-kuranda-acikca-zikredilmemis-hikmeti-nedir-0

Miraç Mucizesi Nerede Gerçekleşmiştir? O Zamanda Mescid-i Aksa Var mıydı?

- İslam alimlerinin büyük çoğunluğu Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ'nın, çevresi mübarek kılınan Beytü'l-Makdis (Kudüs'teki) olduğunda ittifak halindedir.
Bazı tarihi kaynaklarda Kudüs'ün M.S. 70 yılında yıkıma uğratıldığı, Beyti Makdis'in de bu olayda yıkıldığı ifade edilmektedir. Ancak bu mekan yine bir mabed olarak biliniyor ve Beyti Makdis'in kalıntıları da korunuyordu. İşte Peygamber Efendimiz bu kalıtılar hakkında bilgi vermiştir.
Şu an Yahudilerin "Ağlama Duvarı" Müslümanların ise "Burak Duvarı" olarak adlandırdıkları duvar, eski mabedin bir kalıntısıdır.
M.S. 638 yılında Hz. Ömer (r.a.) döneminde Kudüs fethedildikten sonra Beyti Makdis'in yerinde Mescidi Aksa inşa edildi. Hz. Ömer (r.a.)'ın burayı mabed ittihaz etmesi de o mekanın kudsiyet ve ehemmiyetinden ileri geliyordu.
Mescidi Aksa daha sonra Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletildi. Mescidi Aksa'nın hemen yakınında bulunan ve bugün Türkiye Müslümanları tarafından Mescidi Aksa zannedilen sekiz köşeli Kubbetu's-Sahra adlı mabed de Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa ettirilmiştir.
Günümüzde İsrâ sûresinin birinci ayetinde kastedilen mescidin, Mescidi Aksâolmadığı yolundaki iddialar, İslâm müfessirleri arasından itibar görmemiştir. Tanınmış bütün müfessirler burada kastedilen mescidin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak o zaman, Kudüs'te bugünkü gibi bir mescidin olmadığı, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde kendisinden "Mabed"diye söz edilen binanın kalıntılarının bulunduğu tarihen sabittir ve doğrudur.
Bu mekân “Beytu’l-Makdis / Beyt-i Makdis” olarak adlandırılırdı. İşte Resulullah (asm)'ın ziyaret ettiği mekanın bu “Beyt-i Makdis” olduğu bütün ünlü müfessirler tarafından dile getirilmektedir.
Örneğin, Kadı Beyzâvî tefsirinde "Mescid-i Aksâ" ismi açıklanırken: "Burada kastedilen, Beyti Makdis'tir. Çünkü o zaman orada bir mescid mevcut değildi." denmektedir. Aynı ibarenin Nesefî ve Hazin tefsirinde de aynen geçtiğini görüyoruz. İbnu Abbas'tan rivayet edilen tefsir de bu şekildedir. Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde de ayette geçen "Mescidi Aksâ" ibaresiyle ilgili olarak, şu açıklama yapılmaktadır: "Mescidi Aksâ, Kudüs'teki Beytu'l-Makdis'tir. Nitekim İsrâ hadisinde de: 'Burak'a bindim. Beytu'l-Makdis'e vardım.' diye geçmiştir. Bunun etrafı da Kudüs ve civarı demek olur."(Elmalılı, Hak dini Kur’an Dili, 5/276)
Burada kastedilen İsrâ hadisi için bk. Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6; Müslim, İman, 259, 264; Nesai, Sâlât, 10; Tirmizî, Tefsiru sureti’l-İsrâ 2, 17; Ahmed b. Hanbel, III/148, IV/208, V/387, 392,394.
- Mescid-i Aksa’yı açıklama sadedinde tefsir kaynaklarında Kudüs’e işaret eden “Beytu’l-Makdis” sözcüğünün kullanıldığı onlarca tefsir vardır. (Misal olarak bk. Taberi, Zeccac / Maani’l-Kur’an, Maverdi, Sa’lebi, Beğavî, Zemahşeri, Razî, ilgili ayetin tefsiri)
- Muhammed Hamidullah, İsra 1. âyette geçen "en uzak mescit" anlamındaki “Mescid-i Aksâ”nın Kudüs'teki mescit olamayacağını, bunun semavî bir mescit (semalarda bulunan bir mescit) olması gerektiğini savunan görüşü tercih eder. Ancak bu görüşün doğru olmadığı bizce çok açıktır.
Önce: Semada “Mescid-i Aksa” adıyla bir mabedin bulunduğuna dair bir bilgi ne ayette ne de hadislerde vardır.
İkincisi: Mirac-İsra olayında, Hz. Peygamber (asm)'in Mekke’den Kudüs’e yaptığı seyahatini bildiren birçok sahih hadisler vardır. Ümmetin ittifakla kabul ettiği bu bilgiye ters düşecek bir yorumun kabul edilmesi elbette mümkün değildir.
Üçüncüsü: İsra suresinin ilgili ayetinde Mescid-i Aksa’dan sözedilirken, onun bulunduğu yer de tanıtılmıştır ki, oranın Kudüs olduğunda şüphe yoktur:
“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren O zatın şanı ne yücedir!”
Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
“Allah, Arş ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır." (Müslim, İman, 282)
Bu hadiste tarif edilen Kudüs’ün mübarek vasfı ayette de aynen geçmiştir. Bu da Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yerin Kudüs olduğunu gösterir.
Mescid-i Aksa’nın çevresinin mübarek kılınması, oranın münbit bir araziye sahip olması, ırmakların, ağaçların, yeşilliğin olması, bir de peygamberlerin kıblesi olması anlamına gelir ki, böyle bir şey gökler için düşünmek mümkün değildir.
Dördüncüsü: İsra suresinin 7. Ayetinde meal olarak şu ifadelere yer verilmiştir:
“İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, onu da kendi aleyhinize işlemiş olursunuz. Derken sonraki taşkınlığınızın vâdesi gelince, kederinizden suratlarınız asılsın, daha önce girdikleri gibi yine Mescide girsinler ve istila ettikleri yeri mahvedip dursunlar diye başınıza yine düşmanlarınızı musallat ederiz.”
 Bu ayette meal olarak “Mescide girsinler” ifadesinde, bilinen bir mescid anlatılmaktadır. Arapçasında da belirtili olarak “El” takısı almış şekilde “el-Mescid” olarak kullanılmıştır.
Arapça gramer kaidesine göre, “el-Mescid”in başındaki tarif edatı daha önce geçen bir yere işaret eder. Manası, “o bildiğiniz Mescid” şeklinde olur. Bu surede daha önce iki Mescid geçmiştir. Biri, Mekke’ye ait Mescid-i Haram, diğeri Mescid-i Aksa’dır. Bu son ayette muhataplar İsrailoğulları olduğuna göre, bu bilinen ve Kudüs’te olan Mescidin Mescid-i Aksa olduğunu göstermektedir.
- Bazılarına göre, Mescid-i Aksa Ci’rane mescididir. Ci'râne ise Mekke ile Taif arasında Mekke'ye 9 km. uzaklıkta, Huneyn Gazvesi'nde elde edilen ganimetlerin dağıtıldığı yer olarak şöhret bulmuş bir bölgedir. Ganimet taksiminde yaşanan olayların hatıralarını yadetmek üzere inşa edilmiş bir mescit bulunmaktadır. Böyle 9 km. uzakta olan bir yere “en uzak Mescid” anlamına gelen “Mescid-i Aksa” tabirinin kullanıldığını düşünmek akla ziyan bir tasavvurdur. Kaldı ki, hiçbir tarihi kaynakta o dönemde Mekke'de öyle bir mescidin varlığından söz edilmez.
- Bazı kimselerin isabetle kaydettiği gibi, bu konudaki iddialarında kendilerince "akılcılık" yaptıkları gibi o dönemde Kudüs'te herhangi bir mescid olmadığı iddiasını kullanmaya çalışıyorlar. Bunu bir de bazılarının "ilahiyatçı" sıfatıyla yaparak kendilerince bilimsel bir keşif yapmış, yeni bir bilgiye ulaşmış gibi öne çıkmaya çalıştıklarını duyuyoruz. Oysa bu iddialarının hiçbir tutarlı yanı olmadığı gibi, iddiaları da sadece kutsal Mescidi Aksâ'yı ortadan kaldırmak için yoğun çaba harcayan Siyonist işgalcilerin işlerini kolaylaştıracak nitelikte iddialardır. Çünkü işgalci Siyonistler bunu başarabilmek için Müslümanların Mescidi Aksâ'yla gönül bağlarını koparmayı amaçlıyorlar.
KAYNAK: sorularlaislamiyet.com/peygamberimiz-zamaninda-kudusde-mescidi-aksa-var-miydi